Friday, 24. october 2008 5 24 /10 /Okt. /2008 21:59

Cumhuriyetin kazanimlari konusunu blogun ismine uygun sekilde hep tekrar etmeyi ve bu konuda bir dizi-degerlendirme yapmayi öteden beri düsünüyordum. (Daha önce bu konu pek islenmemisti, simdilerde yavas yavas nette ilgili baslik googleda arandiginda bazi yazilar cikiyor insanin karsisina).

Bu baglamda "cumhuriyetin kazanimlari" ifadesinin en son Y- Muhtirada da kendine yer buldugunu hatirlatalim. Sahsen bu ifade bildiride olmasa sasardim. Önce ifadenin ilgili kismini alalim:

'Son bir yıl içerisinde Cumhuriyet'in kazanımları tartışmaya açıldı. Yargıya yönelik saldırılar ivme kazandı '

Ülkemizde yasanan sürec bana eski Dogu Almanya´yi hatirlatti.DDR bu ülkenin resmi adinin kisaltilmis halidir:

Deutsche Demokratische Republik; yani Demokratik Almanya Cumhuriyeti.

Masa Allah, bir yandan cumhuriyet kavramina; diger yandan da sökonusu cumhuriyetin "demokratik olduguna" bu kadar atifta bulunulmasi ilginc geldi bana, malum konumuz "cumhuriyetin kazanimlari."

DDR´nin komunist partisinin önemli isimlerinden Walter Ulbricht, daha sonraki sürecte soyismiyle anilan bir grub/ fraksiyonun öncüsüdür. SSCB´deki sürgünden 1945 yilinda ülkesine gelmis. Bu grup Berlin´de kamu- yönetim -organizasyon düzenlemelerini yapmistir. Ulbricht su "güzel" ifadeyi serdetmis:

Es muss demokratisch aussehen, aber wir müssen alles in der Hand haben.

Demokratik bir görünüm arzetmesi lazim, ama hersey kontrolümüz altinda olmali.


Simdi DDR´den bazi anektodlar verelim:

...Ülke (Güvenligi) 80´li yillarda artan sekilde kültür ve sanatla degil bunun sosyal sonuclariyla ilgilenmistir.Bunun gerek kendi üzerinde veya olusmasi muhtemel siyasi muhalefet üzerindeki tesirini incelemistir...MfS subaylari yapilan isten (icra edilen sanat) ziyade icra edenin ideolojik görüsüne bakmistir.(cevri, oldukca kisaltarak kaynak burada )

DDR zamaninda nev´i sahsina münhasir bir sanat ortaya cikti...bu ideolojik mahiyette esntantantenlerin rejimin harika yazar- müzisyen,-tiyatrocu ve ressamlari tarafindan yazilmasi, söylenmesi ve cizilmesiyle yapildi. Utanc vericiydi.

Kanunlarimiza göre cocuklar "kisilik abidesi" olarak yetistirilmeli, "sosyalist devlet baba"´ya sadik olmali ve onu güclendirmeye ve savunmaya hazir olmali.Kaynak, burasi


Bu söylemler tanidik geliyor degil mi?
..Wir haben immer - ob in der Schule, im Studium, im Beruf, bei offiziellen Anlässen sowieso - damit rechnen müssen, dass die Äußerungen, die man tut, weitergetragen werden und einem zum Nachteil gereichen.


Okulda, üniverstede , iste v.b yaptigimiz her türlü konusmanin ilgili makamlara iletildigini ve aleyhimizde kullanilabilecegini hesap etmek zorundaydik.Simdi su haberi hatirlamanin sirasi.

Almanya´nin 1. ve 2. Cihan harbi sonrasi siyasi hizipleri bizim bugünümüze benzer biraz.

Öte yandan Venezuela´da 11 Nisan 2002´de oligarsinin bir darbe tesebbbüsü olur, Chavez´e karsi. 17 veya 19 kisinin ölümüyle sonuclanan bu girisim öncesinde 9 Nisan´da genel grev yapilmistir. Sendikalarin son senelerdeki Taksim israrini anlamak isteyenler Chavez´e karsi gerceklestirilen bu darbenin arka- planini iyi okumali; 92-94 yillari arasinda 2 sene hapis yatarak davasinin bedelini ödeyen Chavez´in 98´de tek basina iktidara gelmesi, 2002´de ologarsinin darbe tesebbüsü hengaminda basinin o zamanki olaylari nasil carpittigi ve olaylarin en atesli günlerinde söyledigi söz hep hatirlanmali:

„Milletimin bana verdigi yetkiyi baskasina devredecek/ redd edecek degilim!“ (No he renunciado al poder legítimo que el pueblo venezolano me dío)


Desería que los amigos pudieran recordar un poco más.


von Muzaffer Kazim
Kommentar hinzufügen - Kommentare (0)ansehen
Friday, 24. october 2008 5 24 /10 /Okt. /2008 20:36

Islam aleminin ve Türkiye´min hali icler acisi... Insanlar birbirlerini anlamaya calismiyor, anlamadan ve dinlemeden birbirine düsman kesiliyor... Müthis bir kavram kargasasina bir de bilgisizlik eklenince is icinden cikilmaz bir hal aliyor.

Cumhuriyet rejimiyle Osmanli´nin saltanat rejimi karsilastirilarak, birincisinin yüceltilebilmesi icin ikincisinin tümüyle reddedilmesinin gerekliligine inanilmasi, Osmanli kültür mirasinin reddedilmesine sebep olmus ve bu muazzam kültür mirasinin yerini alacak yeni bir kültür de insa edilemediginden millet olarak büyük bir travma yasamisiz.


Yasi 30 ve üzerinde olan herkesin rahatlikla hatirlayabilecegi gibi ilkokul kitaplarinda (simdi ilkögretim okulu diyorlar) karsilastirmali resimler olurdu, resmin yarisi "Osmanli zamanini" diger yarisi ise "modern Cumhuriyeti" tasvir ederdi.

Cumhuriyetin kazanimlarini bu resimlerden cok iyi görmekteydik, "modern giyimli aydin insanlar" bir tarafta; "cahil, sarikli cübbeli adamlar" ve yine "cahil, karacarsafli kadinlar" diger tarafta...

Bugün geldigimiz noktada bir grup entellektüel ve aydin "bir arpa boyu yol katedemedigimiz" gerekcesiyle "ikinci Cumhuriyet"´i öneriyorlar. Bu öneri millet ve devletin yeniden kaynasma ve barismasi icin farkli bir acilim olarak degerlendirilebilecekken, buna karsi cikan bir grup "Cumhuriyet´in kazanimlarinin tehlikeye atilmak istendigi" iddiasiyla tabiri caizse "ikinci cumhuriyetcilere" "vatan hainligi", "padisahlik özlemi", "Atatürk ilke ve inkilablarina karsi cikma" ithamlarini yöneltiyorlar.(Daha fazlasini da söylüyorlar, o kadar cirkin ithamlari buraya yazmayayim.)

Yazimin basinda isaret ettigim kavram kargasasi da iste tam bu noktada basliyor.Kendilerini "ikinci Cumhuriyetci" olarak vasiflandiran veya baskalari tarafindan bu vasif layik görülen "kullar", aslinda "Cumhuriyet" rejimine karsi degiller...(Atatürkcülük konusu cok tartisildigi icin ve konuyu dagitmamak icin simdilik bu konuya girmiyorum.)I stedikleri Cumhuriyetin icinin doldurulmasi.

Neyle mi?

D E M O K R A S I ile.

(Simdi burada bu yaziyi okuyan herhangi biri yazinin bu noktasina "rejim karsitiymis bu da " diye itham edecektir.)

Benim sahsi kanaatim ise ikinci Cumhuriyetin ilaninin hic bir seyi degistirmeyecegi.
Evet Cumhuriyetin demokratiklesmesine ihtiyac var, fakat isim degisikligi yapilmadan da yapilabilir bu. Gerci Venezuela´da Chavez´in partisinin adi 5. Cumhuriyet hareketi.( Movimienta quinta Republica miydi neydi?)

Bizim yasadigimiz "problemli toplum yapisi"´nin ve "tüm kurum ve kuruluslariyla tam olarak saglikli isleyemeyen devlet yapisi"´nin bu tür tartismalari kaldiramadigini ve sürekli yeni bir "öteki" üretmeye sebep olarak toplumsal kutuplasmayi arttirdigini da unutmamak lazim. Dolayisiyla ya yeni bir seckinler kadrosunun, bu tartismalara son vermek icin bu sefer "müspet" manada, yapilamayanlari yapma adina harekete gecmesi ya da tartismanin zeminin degistirilmesi gerekir.

Nicin veya seckinler kadrosu veya zemin degisikligi

Her kafadan her sesin cikmasina izin verilmesi "demokrasi" dir. Ama amac, toplumsal huzur ve refahi saglayacak olan neyse, o kararlarin alinmasidir. Yani herkes konusacak ama sadece "bilenlerin", "konunun uzmanlarinin dedigi" yapilacak.Öyle bir ülkede yasiyoruz ki konusmasi gerekenlerin sesi cikmazken veya konusmalarina imkan ve firsat verilmezken, susmasi gerekenler avaz avaz bagiriyor.

Bu avaz avaz bagiranlara bazi örnekler vermek lazim.

"Görüldüğü gibi, "Başörtüsü/türban takmak" şeklinde bir farz yoktur. Farz olmayan birşeyi her yerde ve her şartta yapmaya çalışmak, en hafif tanımıyla "işgüzarlık" sayılabilir."



"Namaz kılmak, Islam'da olmazsa olmaz farzlardan birisidir. Namazı vaktinde kılamayan birisi, namazı kazaya bırakıp sonradan kılabilir. Bu durumda, zamanında namz kılmamanın hiçbir günahı olmaz. Namaz gibi çok önemli bir "farz"da bile bu şekilde affedici ve kolaylık gösterici olan Islam dininde, "başörtüsü/türban takmak" gibi "farz olmayan" bir eylemde günde birkaç saat eksik kalmanın hiçbir günahı olmayacağı mantıken bellidir."

....

"Sonuç olarak:

1) Türban/başörtüsü takmak için direnmenin dini açıdan hiçbir mantıklı nedeni yoktur. Türban/başörtüsü takmak için direnmek, kişinin kendi huysuzluğu ve inatçılığının göstergesi olup, dine zarar verici ve Islamiyeti kötü gösterici bir davranıştır.

2)"İstemeyerek" yaptığınız davranışlar için Allah, Gafur ve Rahim'dir." Çağdaş yasalar ve kurallar nedeniyle, "istemeden açılan baş" için, herhangi bir günah yazılmaz."*


Bu sacma sapan iddialara cevap vererek vaktimi zayi edecek degilim. "Avaz avaz bagiranlara ,- hem de yetkili ve bilgili olmadiklari halde- örnek olsun" diye bu alintiyi buraya koydum.

Bu iddialarin konumuza bakan vechesine dönecek olursak; Cumhuriyet´in kazanimlari olarak iddia edilen seyler "kilik, kiyafet"´e indirgenmis olmakta. Hal böyle olunca birilerinin sözkonusu kazanimlara sahip cikma adina basörtüsünü , türban diye nitelendirerek buna karsi cikmasi pek de sasirtici degil.

"Sorun Cumhuriyet’in değerleri veya çağdaşlaşma ideali değildi. Modernleştirici programların öncelikli amacı da bu seçkin bürokratik iktidarı pekiştirmekti. Çağdaş değer ve idealler, toplumu yabancılaştıracak ve merkezin uzağında tutacak şekilde yorumlandı ve seferber edildi".(1)



Bu yanlis cagdaslasma anlayisi ve buna bagli olarak sözde cagdas deger ve ideallerin toplumsal bünyeye kabul ettirilmesinde en önemli mihenk taslarindan biri(maalesef) "kilik kiyafet" devrimiydi.Halbuki cumhuriyetin temel degerleri olarak bugün bunlarin dayatilmasi "Cumhuriyetimiz"´i hic de yüceltmiyor.Bu noktada ikinci noktayi tekrar hatirlatiyorum:

"Çağdaş yasalar ve kurallar nedeniyle, "istemeden açılan baş" için, herhangi bir günah yazılmaz."*




Hata nerede?

 

 

von Muzaffer Kazim
Kommentar hinzufügen - Kommentare (0)ansehen
Friday, 24. october 2008 5 24 /10 /Okt. /2008 20:25
Türkiye Cumhuriyeti’nin Anayasası başta olmak üzere başlıca hukuk metinlerinde yer alan bazı kavramların ne anlama geldiklerini bu metinlere bakarak anlamak hayli zordur. Daha da vahim olanı, bu kavramların anlamları konusunda yönetici seçkinlerin kendi aralarında asgari de olsa bir mutabakatlarının bulunmamasıdır. Rejimin resmi temsilcileri ile bunların sivil alandaki uzantılarının her biri, kendine göre bu kavramlar için tanımlar yapar. Kavramların, değerlerin ortak tanımlara kavuşturularak ortamın berraklaşması, Türk entelijansiyasının arzulamadığı bir durum olsa gerek. Bu sisli, belirsizliklere dolu ortamın devam etmesinde ortalama aydının, ilim adamlarının ve halkın da büyük payı var. Bunlar da mevcut kargaşayı, bulanıklığı bahane ederek yan gelip yatmaktalar. Bütün bu nedenlerle bazı kavramlar, kullananın niyetine ve amacına göre farklı anlamlara bürünmektedir. Bir devlet ve halk için bundan daha vahim bir hastalık zor bulunur.


http://www.8sutun.com/koseyazisi?id=9

Hiçbir mefhum zihnimize külliyetiyle intikâl etmiyor, tek bir mefhum kafalar adedince farklı mânâlarla arz-ı endâm ediyor. Babillilerin hazîn âkibeti bile bizim için saâdet yüklü, artık birbirimizi anlayamıyoruz. Anlayamıyoruz, zirâ aynı dili konuşmuyoruz, aynı seslerle konuşsak bile aynı mânâları kastetmiyoruz... Dilimizi tahrib etmek isteyenler için bu, gerçek bir zafer; bizim için, elim bir âkibet...

http://www.hyilmaz.net/Sayfala.asp?nereye=YAZIOKU&ID=620

Bu linke de bakilabilir.

Aciliyorsa buna da.
von Muzaffer Kazim
Kommentar hinzufügen - Kommentare (0)ansehen
Friday, 24. october 2008 5 24 /10 /Okt. /2008 20:17
Türkiye´de blogger´a getirilen yasaklama kararindan sonra simdi yeni bir blogu bu hizmeti sunan over-blog.com´dan almaya karar verdim. Yakinda pek cok yazimi Türkce olarak bu blogda okuyabileceksiniz.
von Muzaffer Kazim
Kommentar hinzufügen - Kommentare (0)ansehen
 
Erstellen Sie einen Blog auf OverBlog - Kontakt - Nutzungsbedingungen - Werbung - Missbrauch melden - Impressum - Artikel mit den meisten Kommentaren