Samstag, 25. oktober 2008
Asagida güncel olmamakla beraber her zaman tartisilan cumhuriyet- kazanimlar-laiklik baglaminda Mümtaz´er Türköne´nin yazisindan kismi alintilar var, belli bir zihniyetle ilgili tespitler. Sorunun kaynagina inmek icin faydali olacagina inaniyorum


Rektörler Komitesi "Çağdaş bilime inanmış bir cumhurbaşkanı" seçilmesini istedi, hafta içi yayımladığı tartışmalara yol açan bildiride. Bu talebi, dünyanın herhangi bir başka yerinde dile getirselerdi, acaba ne olurdu? "Bilime inanmak" ne menem bir iştir? Bilim inanç konusu mudur? Bilimi inanç konusu yapan kişiden bilim adamı olur mu? Bilimi inanç meselesi yapan rektörlerin, YÖK başkanının yönettiği üniversitede bilim üretilebilir mi?

Bilim ve felsefe tarihi konusunda asgari bilgi sahibi olanlar, "inanç konusu olan bilim"in 19. yüzyıldan bu tarafa geçememiş, ilkel ve geri bir pozitivizmden başka bir şey olmadığını bilirler. Bu kadar geri ve ilkel bir düşüncenin 21. yüzyılda savunulması, üstelik üniversiteyi temsilen dile getirilmesi, sadece bilimsel geriliğimizin sebepleri hakkında bir fikir verebilir. Daha ötesini bekleyemezsiniz.

Bilim, inanç konusu olduğu an bilim olmaktan çıkar. Farklı teorilerin, varsayımların sürekli çatıştığı, acımasızca eleştirildiği bir alanda inançtan söz edenler, ilk defa gördükleri uçağı kutsal bir varlık olarak selamlayan ilkel Amazon yerlilerine benzerler.

Cumhuriyet'i ve laikliği babalarından miras kalmış tapulu mülkleri zannedenlerin dünyası cehaletten besleniyor. Niyet, Cumhuriyet'e ve laikliğe sahip çıkmak değil. Statüko içinde var olan imtiyazlarının kalkanı olarak kullanılıyor bu değerler. Halka ve halkın seçtiklerine tepeden bakmak, bugünün dünyasında ancak derin bir cehaletle mümkün. Çünkü, çağdaş olmak, bilime uygun davranmak halkın iradesine saygı göstermekle mümkün. Çağdaş bilim, bilimi inanç konusu yapanların değil, halkın seçtiklerinin yönettiği bir ülkenin ileri ve medenî bir ülke olacağını anlatıyor bizlere.

http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=524852


Akyol.org´dan bir yorum:
 

Sanki bu ülkede monarşiyi, padişahlık rejimini veya krallığı isteyenler varmış gibi cumhuriyeti savunmamız gerektiğini söyleyenler aslında kendi aristokratik-burokratik sınıfsal çıkarlarının derdindedir. Bunu iyi anlamak gerek.

Ama farklı ulusların ulusal çitlerle birbirlerinde ayrılıp "vatan" denilen toprak parçasına sahip olduklarını söyleyen, devletin vatanı koruyan bir aygıt olduğunu söyleyen bu yüzden her vatandaşın devlete itaat etmesini söyleyenlerin de aslında kendi burjuva egemenliklerini gizlediklerini anlamamız da gerekir. Tüm zenginlikleri yaratan fakat bundan en az pay alan işçi sınıfı ne cumhuriyeti ne de vatanı ve devleti korumak/kurtarmak zorunda değildir.

Başı örtülülerle örtüsüzler birbirlerinin doğal düşmanları değillerdir. Tıpkı farklı ülkede doğup farklı anadile sahip olan ulusların birbirleri ile düşman olmadıkları gibi...

Birbirleri ile çatışan güçler farklı çıkarlara sahip olan sermaye gruplarıdır. TC'de liberal burjuvazi (AKP cephesi) ile statükocu-milliyetçi burjuvazinin (CHP-MHP cephesi) arasındaki çatışmada CHP-MHP şovenizmi ve sözde cumhuriyetçiliği ve laikliği savunarak halkı kendi gerici cephesinin sivil gücü olması için ikna etmeye çalışıyor.

Yazan: ahmet Tarih: September 23, 2007 9:49 PM

 

von Muzaffer Kazim
Kommentar hinzufügen - Kommentare () - empfehlen
Freitag, 24. oktober 2008

Dogrusu bu kadari beni de sasirtti, "derin uyusmazliklar"i konu aldigim yazida basliktaki konuya da deginmistim.Beni desteklemek!te gecikmeyen Canan Aritman oldu:

..."Cumhuriyetin kuruluş felsefesine aykırı düşünceler taşıyan, cumhuriyet kazanımlarını koruma hassasiyetleri olmayan bir çiftin ebeveynlik yapacağı çocuğun dünya görüşünde sapmalar olabilir."

 Önceki yazilar bu konuyla alakali. Ilgilenenlere tavsiye ederim.

8sutun´dan eski bir yorum

Canan Arıtman, "cumhuriyetin kuruluş felsefesi" dinsizlik mi? Cumhuriyetin kazanımları dediğiniz nedir? Meclise mayo ile gelmek midir?
Hani TBMM. başkanına çıkışmıştın, başörtüsü ve çarşaf fobilerinin depreştiği günlerde TBMM. başkanı Sayın Arıç'a çıkışmıştın;" Ben de Meclise mayo ile gelsem olur mu?" diye! Meclis Başkanı da, Arıtmanın yaşı ve kilosunu ima ederek, teşhircilik çağının geçtiğini ima etmişti.



von Muzaffer Kazim
Kommentar hinzufügen - Kommentare () - empfehlen
Freitag, 24. oktober 2008
Gül’ün, Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu koruması altındaki 12 yaşındaki bir kız çocuğuna koruyucu aile olma girişimi, ilginç bir karşı kampanya altında.

İnternet sitesi Habertürk’ün yazarı Melda Yücel, dünkü köşesinde "...12 yaşındaki kız çocuğunun başı kapalı mı, açık mı? Açıksa Köşk’e çıktıktan sonra başı kapanır mı? Çok merak ediyorum" diye sordu.

CHP İzmir Milletvekili Canan Arıtman da, tartışmaya, Gül çiftinin manevi evlat alacağını öğrenince büyük bir endişe duyduğunu belirterek katıldı. Arıtman, endişelerini şöyle dile getirdi: "Çünkü Cumhuriyetin kuruluş felsefesine aykırı düşünceler taşıyan, cumhuriyet kazanımlarını koruma hassasiyetleri olmayan bir çiftin ebeveynlik yapacağı çocuğun dünya görüşünde sapmalar olabilir. Bu, kız çocuklarını daha fazla etkileyebilir, başı kapatılabilir, daha ağır bedel ödeyebilirler. Kendi çocuklarını istedikleri gibi formüle edebilirler. Ancak SHÇEK’in koruması altında olan çocuklar milletin çocuklarıdır. Ben de milletin çocuklarını Gül ailesine emanet etmek istemem."

Kuruluş felsefesi Atatürk ilke ve devrimleri doğrultusunda çocukları yetiştirmekle görevli olan SHÇEK’in koruyucu aileleri seçerken özenli olması gerektiğini vurgulayan Arıtman, "Kendisine verilmiş bu görevi yerine getirecek şekilde aile seçmelidir" dedi.

http://www.samanyoluhaber.com/haber-82441.html

von Muzaffer Kazim
Kommentar hinzufügen - Kommentare () - empfehlen
Freitag, 24. oktober 2008
Türk yargısına inancımı kaybettim, adaletle hükmedecek bir yargımızın olmadığına inanıyorum. İnancımın kaybına sebebiyet veren, bu yargının bizzat kendisi ve icraatlarıdır. Sıralıyorum:


1. Bu yargı, belli fâsılalarla millet iradesini dipçiklerle payimal eden darbecilerin cezalandırılması için hiçbir zaman ve hiçbir zeminde tek lakırdı etmemiş, göstermelik bile olsa tek adım atmamıştır.

2. Bırakın vuku bulmuş ve hâkimiyetini tesis etmiş darbeciler hakkında adlî bir tâkibi, 2003 ve 2004’te esmalarıyla arz-ı endam edip hayatımıza karışan Sarıkız ve Ayışığı adlı dilberlerin şuh dâvetlerine seyirci kalmış, harîm-i ismetimizi kirleten bu fahişelerin ahlâksızlıklarını tedip için tek kelime söylememiş, tek adım atmamışlardır.

3. 28 Şubat denen meş’um ve mel’un devirde, harfiyen riayetinde kusur etmedikleri brifingleri süslü cübbeleri içinde komutanlardan alan Türk yargısı, mevcut müntesiblerince tel’in edilmemiş, takibat görmemiştir.

4. Şemdinli savcısı, tanzim ettiği ve ucu derin bir yerlere dokunduğu için bir kıyamete zemin hazırlayan iddianamesi sebeiyle meslekten ihrac edilip hayatı karartılırken, yüksek Türk yargısı fildişi kulesinden başını uzatıp bu recmin üzüntüsünü yaşamaya değil, bir nebzecik hissetmeye bile yanaşmamıştır.

5. Ve Türk yargısı bu memlekette yaşayan hemen herkesin endişelerini mucib ve malumları olan Susurluk, Şemdinli, Ergenekon vakâlarının, varlığına kat’iyet kazandırdığı derin devleti görmezlikten gelmekte insanı çileden çıkarıcı tavır ve istifini bir an olsun bozmamıştır, bozmamaktadır...

 

http://1111.karakalem.net/?article=3129

von Muzaffer Kazim
Kommentar hinzufügen - Kommentare () - empfehlen
Freitag, 24. oktober 2008

Cumhuriyetin kazanimlari konusunu blogun ismine uygun sekilde hep tekrar etmeyi ve bu konuda bir dizi-degerlendirme yapmayi öteden beri düsünüyordum. (Daha önce bu konu pek islenmemisti, simdilerde yavas yavas nette ilgili baslik googleda arandiginda bazi yazilar cikiyor insanin karsisina).

Bu baglamda "cumhuriyetin kazanimlari" ifadesinin en son Y- Muhtirada da kendine yer buldugunu hatirlatalim. Sahsen bu ifade bildiride olmasa sasardim. Önce ifadenin ilgili kismini alalim:

'Son bir yıl içerisinde Cumhuriyet'in kazanımları tartışmaya açıldı. Yargıya yönelik saldırılar ivme kazandı '

Ülkemizde yasanan sürec bana eski Dogu Almanya´yi hatirlatti.DDR bu ülkenin resmi adinin kisaltilmis halidir:

Deutsche Demokratische Republik; yani Demokratik Almanya Cumhuriyeti.

Masa Allah, bir yandan cumhuriyet kavramina; diger yandan da sökonusu cumhuriyetin "demokratik olduguna" bu kadar atifta bulunulmasi ilginc geldi bana, malum konumuz "cumhuriyetin kazanimlari."

DDR´nin komunist partisinin önemli isimlerinden Walter Ulbricht, daha sonraki sürecte soyismiyle anilan bir grub/ fraksiyonun öncüsüdür. SSCB´deki sürgünden 1945 yilinda ülkesine gelmis. Bu grup Berlin´de kamu- yönetim -organizasyon düzenlemelerini yapmistir. Ulbricht su "güzel" ifadeyi serdetmis:

Es muss demokratisch aussehen, aber wir müssen alles in der Hand haben.

Demokratik bir görünüm arzetmesi lazim, ama hersey kontrolümüz altinda olmali.


Simdi DDR´den bazi anektodlar verelim:

...Ülke (Güvenligi) 80´li yillarda artan sekilde kültür ve sanatla degil bunun sosyal sonuclariyla ilgilenmistir.Bunun gerek kendi üzerinde veya olusmasi muhtemel siyasi muhalefet üzerindeki tesirini incelemistir...MfS subaylari yapilan isten (icra edilen sanat) ziyade icra edenin ideolojik görüsüne bakmistir.(cevri, oldukca kisaltarak kaynak burada )

DDR zamaninda nev´i sahsina münhasir bir sanat ortaya cikti...bu ideolojik mahiyette esntantantenlerin rejimin harika yazar- müzisyen,-tiyatrocu ve ressamlari tarafindan yazilmasi, söylenmesi ve cizilmesiyle yapildi. Utanc vericiydi.

Kanunlarimiza göre cocuklar "kisilik abidesi" olarak yetistirilmeli, "sosyalist devlet baba"´ya sadik olmali ve onu güclendirmeye ve savunmaya hazir olmali.Kaynak, burasi


Bu söylemler tanidik geliyor degil mi?
..Wir haben immer - ob in der Schule, im Studium, im Beruf, bei offiziellen Anlässen sowieso - damit rechnen müssen, dass die Äußerungen, die man tut, weitergetragen werden und einem zum Nachteil gereichen.


Okulda, üniverstede , iste v.b yaptigimiz her türlü konusmanin ilgili makamlara iletildigini ve aleyhimizde kullanilabilecegini hesap etmek zorundaydik.Simdi su haberi hatirlamanin sirasi.

Almanya´nin 1. ve 2. Cihan harbi sonrasi siyasi hizipleri bizim bugünümüze benzer biraz.

Öte yandan Venezuela´da 11 Nisan 2002´de oligarsinin bir darbe tesebbbüsü olur, Chavez´e karsi. 17 veya 19 kisinin ölümüyle sonuclanan bu girisim öncesinde 9 Nisan´da genel grev yapilmistir. Sendikalarin son senelerdeki Taksim israrini anlamak isteyenler Chavez´e karsi gerceklestirilen bu darbenin arka- planini iyi okumali; 92-94 yillari arasinda 2 sene hapis yatarak davasinin bedelini ödeyen Chavez´in 98´de tek basina iktidara gelmesi, 2002´de ologarsinin darbe tesebbüsü hengaminda basinin o zamanki olaylari nasil carpittigi ve olaylarin en atesli günlerinde söyledigi söz hep hatirlanmali:

„Milletimin bana verdigi yetkiyi baskasina devredecek/ redd edecek degilim!“ (No he renunciado al poder legítimo que el pueblo venezolano me dío)


Desería que los amigos pudieran recordar un poco más.


von Muzaffer Kazim
Kommentar hinzufügen - Kommentare () - empfehlen

Über diesen Blog

Kalender

November 2009
M D M D F S S
            1
2 3 4 5 6 7 8
9 10 11 12 13 14 15
16 17 18 19 20 21 22
23 24 25 26 27 28 29
30            
<< < > >>
 
Erstellen Sie einen Blog auf de.over-blog.com - Kontakt - Nutzungsbedingungen - Missbrauch melden